Akşam eve döndüğünüzde kapıyı açtığınız o anı düşünün. İçeriden gelen sesleri, ocağın üzerindeki yemeğin kokusunu, “hoş geldin” diyen o sıcaklığı... Birçoğumuz için sıradanlaşan bu anlar, aslında bir mucizenin ta kendisidir. Peki ya bu kapının ardında sizi bekleyen, size güvenen, başını yastığa koyduğunda "burası benim evim" diyebilen bir çocuğun huzuru varsa? İşte o zaman o ev, sadece dört duvar olmaktan çıkar; bir “yuva” olur.
Ben bu cümleleri size dört evlat sahibi bir ebeveyn olarak söylüyorum. İkisi biyolojik olarak dünyaya getirdiğimiz, ikisi ise kalbimizle doğurduğumuz, devletimizin şefkatli ellerinden evimize, canımıza kattığımız evlatlarımız. Evimizde kan bağı ile can bağının birbirine karıştığı, kimin biyolojik kimin koruyucu aile statüsünde olduğunun sevgi selinde kaybolup gittiği bir sofra kuruyoruz her akşam. Ve ben o sofraya baktığımda, sadece çocukları değil; geleceği, umudu ve iyileşen yaraları görüyorum.
Bir çocuğun karnını doyurmak kolaydır, üzerini giydirmek de... Ama bir çocuğun “ait olma” ihtiyacını, o derin duygusal açlığını doyurmak; işte bu sadece bir ailenin sıcaklığıyla mümkündür. Devletimiz kurumlarında çocuklarımıza en iyi imkanları sunsa da, hiçbir kurum bir anne-babanın gece üzerini örterken fısıldadığı “iyi geceler” sözünün yerini tutamaz.
Gaziantep’te, yanı başımızda, hayatın fırtınalarında savrulmuş, sığınacak bir “liman” arayan çocuklarımız var. Bir çocuğun sosyal gelişimi, kendini değerli hissetmesi, eğitim hayatında başarıya koşması; ancak sırtını yaslayabileceği güvenli bir dağ olduğunda mümkündür. Sevgi hakkı, bir çocuğun en temel hakkıdır. Bu hak, dosyalarda veya kanun maddelerinde değil; bir pazar kahvaltısında, bir park gezisinde, düşüp dizi kanadığında ona sarılan kollarda hayat bulur.
Biz iki çocuğumuz varken, kalbimizi iki çocuğa daha açtık. “Yapabilir miyiz?” diye düşündüğümüz o ilk günden bugüne, evet yorulduk belki ama ruhumuzun hiç bu kadar dinlendiğini hissetmemiştik. Çünkü bir çocuğun gözündeki korkunun yerini güvene, hüznün yerini neşeye bıraktığını görmekten daha büyük bir tatmin yok bu dünyada.
Gaziantep; sofrası geniş, gönlü bol, misafiri seven bir şehirdir. Ancak bugün sizden misafirperverlik değil, ev sahipliği istiyoruz. Şehrimizde koruyucu aile sayısını artırmak, daha çok çocuğumuzu o özledikleri aile ortamıyla buluşturmak zorundayız. Onların hayata 1-0 yenik başlamaması, sosyal hayata karışabilmesi ve duygusal doyuma ulaşabilmesi için size, bize, hepimize ihtiyaçları var.
Evinizde bir oda, sofranızda bir tabak, ama en önemlisi kalbinizde kocaman bir yer varsa durmayın. Bir çocuğun sadece bugününü değil, tüm kaderini değiştirebilirsiniz. Unutmayın; her çocuk bir dünyadır ve biz bir çocuğu kurtardığımızda, aslında dünyayı güzelleştiriyoruz.
Gelin, Gaziantep’te çocuklarımıza liman olalım, yuva olalım. Gelin, Koruyucu Aile olalım. Müracaat için sizi Aile Ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğüne davet ediyoruz.